• İktibas

  • İktibas

  • İktibas

  • İktibas

Copyright 2017 - Custom text here

Kubbealti Lugati / İlhan Ayverdi

Nasıl bir sözlük düşünüldü?

Bu sözlük, sâdece yaşayan Türkçemizi değil târihî seyri içinde Türk dilinin kazanmış olduğu zenginlikleri de gözler önüne sermek, Türk çocuklarına geçmişleriyle bağ kurmalarında ve milletlerin târihlerinde daha dün demek olan 100 – 150 senelik metinleri okuyup anlayabilmelerinde yardımcı olmak amacıyla hazırlanmı ştır.

Dil taşıyıcıdır; bir milletin kültürünü, sanatını, îmânını, düşünüş sistemini, yaşayış özelliklerini, sâhip olduğ u değerleri asırlar boyunca dünden bu güne taşıyan kutsal bir nehir gibidir. Bu sözlük Türk dilinin bu nehirden alınan bir dökümü, bir nevi envanteridir. Târihî dil sözlüğü, konuşulan dilin sözlüğü vb. tasnişerin dışındadır.

Sözlüğümüzde devirlerini tamamlayıp unutulmakta olan ve büyük bir gayretle dilimizden atılmak istenen kelimelere, yaşayan Türkçe kelimelere ve yeni türetilenlere yer verilmiş olması bundan dolayıdır. Bizi bu yola sevkeden, Türk diline yapılan kasıtlı müdâhaleler sonucunda dilimizin gittikçe fakirleşmekte ve ifâde yeteneğini kaybetmekte oluşudur. Daha önce kullanılmış olan âşikâr, bedîhî, dekolte, münhal, müstehcen… gibi 12 kelimenin bir tek açık kelimesiyle karşılanması dilde nasıl bir kavram kargaşasına yol açar, nüanslar nasıl kaybolur ve bu müdâhale dili nasıl fakirleştirir, düşünülmeye değer! Bu pek çok misalden bir tânesidir.

Asırlar boyu kullanılan türkülerimizde, şarkılarımızda, masallarımızda, şiirlerimizde yer alan ve zamânımı- za kadar dipdiri gelen kelimelerimiz Türk çocuklarına unutturulmuş ve yerlerine dilimizin kuralları ile bağ- daşmayan uydurmaları veya yabancı kökenli olanları konulmuştur. Bu durumda günümüzde yaşayan dilin sözlüğü gibi bir daraltmaya gidilirse bunun sınırını tâyin mümkün değildir. Bugünkü dille bir Türk çocuğu bir Mehmet âkif’i, bir Yahyâ Kemal’i ve hatta Atatürk’ü bile anlamaktan âcizdir. Bizim yaptığımız ne varsa, ne var idiyse malzemeyi ortaya koymaktır. İleride bu malzeme üzerinde yapılacak ayıklamalarla yaşayan dilimizin sözlüğünü ortaya koymak her zaman mümkündür.

Türkiye Türkçesi’nin söz varlığını kapsayan sözlüğümüzde:

a) Yaşayan dilimizin kelimelerine

b) Deyimlere

c) Terimlere

ç) Yer yer mazmunlara, edebî mânâlara ve ansiklopedik açıklamalara da yer verilmiştir.

d) XIII. yüzyıldan îtibâren var olup bãzıları halk ağzında yaşamakta devam eden ve Arap harşeriyle yazılan eserlerde, belgelerde yer alan kelimeler Eski Türkiye Türkçesi ve halk ağzı. notu konularak gösterilmiştir.
Bu kelimelerden bir kısmı bugün Kemal Tâhir, Mustafa Necâti Sepetçioğlu gibi yazarlarımızın eserlerinde de yer almaktadır.

e) Türkçesi olduğu halde yaygınlaşan yabancı kelimeler, Türkçesi olmayan yabancı kelimeler de sözlüğ ümüze alınmıştır.

Sözlük genellikle fikir yürütmez, tespit eder, elimizdeki malzemeye göre şekillenir.
Tablo bu… Bu tablodan bu sözlük çıkmıştır.

Z.İlhan AYVERDİ mütefekkir, yazar

24 Ekim 1926'da Akhisar’da doğdu. Baba tarafı Dağıstan, anne tarafı Rumeli asıllıdır. Ailesi, 93 Harbi sırasında topraklarını terk edip önce Bursa'ya sonra Ödemiş'e yerleşmişti. Babası Murat Tolun Bey, Kurtuluş Savaşı yıllarında Galip Hoca diye bilinen Celal Bayar'ın silah arkadaşıdır; Kurtuluş Savaşı'nda Akhisar Cephesi Kuvâyı Milliye Kumandanı olarak görev yapmıştır ve İstiklal madalyası sahibidir.

İlk ve orta tahsilini Akhisar’da, lise tahsilini ise Akhisar'da lise olmadığından İzmir Karataş Lisesi'nde, 1943 senesinde tamamladı. Hastalık sebebiyle iki sene ara verdiği tahsil hayatına İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde devam etti. Türk tarihinin ilk edebiyat profesörü olan Ali Nihad Tarlan, edebiyat tarihçisi İsmail Hikmet Ertaylan ve Prof. Mehmet Kaplan'ın öğrencisi oldu. Fakültede öğrenci iken bir yandan da İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nde memur olarak çalıştı; burada Mehmet Örtenoğlu ile tanışması bütün hayatını etkiledi. Mehmet Dede vasıtasıyla yazar Sâmiha Ayverdi ve Sâmiha Hanım'ın hocası Kenan Rıfaî (Kenan Büyükaksoy) ile tanıştı. Üniversite öğrenimini 1949 yılında tamamladı.

Edebiyat öğretmeni olan İlhan Hanım, sırası ile Anarat Higutyan Ermeni Orta Okulu, Galatasaray Lisesi, Zoğrafyon Rum Lisesi (1951-1955), Saint Joseph Lisesi ve Saint Michel Fransız Lisesi’nde görev yaptı. 1960 yılında ise Çapa Eğitim Enstitüsü'nde bir süre öğretmenliğe devam etti ve aynı yıl öğretmenlikten ayrıldı. 1959’da Sâmiha Ayverdi'nin erkek kardeşi Yük. Mimar-Mühendis Ekrem Hakkı Ayverdi ile evlendi. Ekrem Hakkı Bey’in, Anadolu ve Rumeli'ni karış karış gezerek 20 senelik bir çalışma neticesi tamamladığı dört ciltlik Osmanlı Mimari Eserleri’nin hazırlanmasına katkıda bulundu.

1966-1982 yılları arasında Türk Kadınları Kültür Derneği'nin başkanlığını yaptı. 1970’de Kubbealtı Cemiyeti'nin kuruluşunu, Sâmiha ve Ekrem Hakkı Ayverdi ile birlikte deruhte etti, cemiyetin isim annesi oldu. Bu cemiyet, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı adıyla vakfa dönüşünce, vakfın başkanı oldu. Kubbealtı Mecmuasının yayınlanmasında, vakfın yayın, seminer, konferans, musikî çalışmaları ve çeşitli sosyal faaliyetlerinde eşi Ekrem Hakkı Ayverdi ve Sâmiha Ayverdi ile birlikte çaba sarf etti.

İlk çalışmaları 1971 senesinde başlayan ve 1978 yılında Kubbealtı Vakfı'nın, neşrine karar verdiği Misâlli Büyük Türkçe Sözlüğün hazırlanması ve yazılması işini üstlendi. Bu eser üzerinde 34 yıl aralıksız çalıştı ve 2005 yılında tamamladı. 13. yüzyıldan günümüze kadar Türk dilinin envanterini çıkaran ve binlerce misalle donatılan bu eser, Kasım 2005’te yayınlandı. İlerleyen tarihlerde İlhan Ayverdi, bu eseri ile çeşitli ödüllere lâyık görüldü.

6 Kasım 2009'da İstanbul'da vefat eden İlhan Ayverdi, Merkezefendi Kabristanında medfundur.

Takdim

Bu satırların yazarı, halka yapılan hizmetin Hakk’a olduğunun şuûruna varmış olanların ve eserlerinin kendilerine değil yaptırana âit olduğunu bilen, kendilerini yapılması murat edilen için sâdece âlet ve vâsıta olarak görenlerin çırağıdır.

On sekiz yaşından îtibâren ömrünü büyük mürebbî Ken’an Büyükaksoy’un yolunda sırasıyla Mehmet Örtenoğlu, Sâmiha Ayverdi ve Ekrem Hakkı Ayverdi gibi seçkin büyüklerle yaşamı ştır. Bir hizmet aşkı ve gayret varsa hepsi onlardandır. Gerektiği ölçüde muvaffak ve semereli olamamışsa sâdece bu kendine âittir. Affola!..

Bu sözlüğe ne kadar çileli, ne derece zor bir iş olduğunu bilmeden otuz sene kadar önce başlanmıştı. Bu çetinden çetin işe dilimizin mâruz kaldığı içler acısı mâcerâya karşı elini kolunu bağlayarak oturulamayacağı için kalkışmış ve kendimizi birdenbire omuzlarımızı çatırdatacak bir yükün altında buluvermiştik. Ne var ki otuz seneye yaklaşan çalışma boyunca en büyük desteğimiz, her iki Ayverdi’nin teşvîki ve şöhret ve maddî menfaat kaygısından uzak olduğumuzu her an hissetmekten gelen bir emniyet ve samîmiyetle işin tamamlanacağına olan inancımız olmuştur.

Bu çalışma Türk dili için bir nebze faydalı olacaksa günler ve geceler süren ağır mesâi altı nda geçen seneleri şikâyet değil şükür vesîlesi saymakta ve bu eseri bize gidilecek yolu ve her türlü hayrı gösteren aziz büyüklerimize ithaf etmekteyim.

İlhan Ayverdi
Kasım, 2005

http://www.kubbealtilugati.com

f t g m